Seni Kaybetmeleri Değil, Senin Kendini Kaybetmeyi Bırakman.İlişkide kendini kaybetmek
- Başak

- 16 Şub
- 2 dakikada okunur
Kendinden vazgeçmenin sevgi sanıldığı ilişkiler, en sessiz tükenme biçimidir. Bu yazı, gitmenin aslında nasıl başladığını anlatır.
Bazı ayrılıklar dışarıdan bakınca birinin seni kaybetmesi gibi görünür.Ama içeriden bakınca bambaşka bir şeydir:
Artık kendinden vazgeçemeyecek hâle gelmen.
Kimse bir sabah uyanıp “Bugün gidiyorum.” demez.
Gitmek; sustuğun cümlelerin, görmezden geldiğin kırılmaların, esnettikçe yok olan sınırların sessiz toplamıdır.
Ve en çok can yakan şey, ilişkinin bitmesi değildir.Bir gün durup şu gerçeği fark etmektir:
Bu hikâyede en çok yorulan taraf hep senmişsin.
Başlangıçlar genellikle umutla kaplıdır.
Anlayış göstermek sevgi gibi gelir.Sabırlı olmak olgunluk gibi hissettirir.Affetmek derinlik gibi görünür.
Ama zamanla ince bir kayma başlar.
Affetmek refleks olur.Rahatsızlıklar küçümsenir.Sınırlar konuşulur ama korunmaz.
Ve fark etmeden şu role yerleşirsin:
Hep idare eden kişi.
Sorun şu ki, sürekli idare eden kişi genellikle sürekli eksilen kişidir.
İlişkide yaşanan en sessiz tükenme budur.
Büyük kavgalar değil,küçük hayal kırıklıkları yorar insanı.İlişkide kendini kaybetmek
Verilen sözlerin tutulmaması.Aynı konuların tekrar tekrar yaşanması.İçinde bir şeylerin sürekli “Bir şey yanlış.” demesi.
Ama biz çoğu zaman o sesi bastırırız.
Çünkü umut çok ikna edicidir.

“Şu dönem zor.”“Aslında böyle biri değil.”“Biraz daha sabretsem düzelecek.”
Gerçeklik ise daha sakindir.Ve genellikle daha rahatsız edicidir.
En zor yüzleşme şudur:
Mesele onların yeterince sevmemesi değildir.Senin sevginin yönüdür.
Sen anlamaya çalıştıkça,karşı taraf anlaşılmaya alışır.
Sen tolere ettikçe,karşı taraf rahatlamaya başlar.
Ve denge yavaşça kayar.
Kimse bir anda fazla vermez.Bu, küçük tavizlerin birikimidir.
Bugün sustuğun bir şey,yarın normalin olur.
Sonra o tanıdık cümle gelir:
“Seni özlüyorum.”
Ama özlenen gerçekten sen misindir?
Yoksa senin varlığının yarattığı konfor mu?
Koşulsuz kabul edilmek.Ne olursa olsun kalınacağını bilmek.Sınırların esneyeceğine güvenmek.
Bazı insanlar seni değil,senin sabrının sağladığı rahatlığı özler.
Bunu fark etmek acıtır.
Ama aynı zamanda özgürleştirir.
Çünkü iyileşme romantik bir farkındalıkla
başlamaz.
ilişkide kendini kaybetmek
Daha net bir gerçekle başlar:
Sadakat ile kendinden vazgeçmek aynı şey değildir.
Birine bağlı kalmak,kendini sürekli ihmal etmeyi gerektirmez.
Ama çoğumuz bunu geç öğreniriz.
Bize öğretilen şey genellikle şudur:
Dayanmak = güçKatlanmak = sevgiSınır koymak = sertlik
Hâlbuki gerçek çok farklıdır.
Gerçek sevgi huzuru tüketmez.
Gerçek bağ sürekli kaygı üretmez.Gerçek yakınlık kendini küçültmeni istemez.
Eğer bir ilişkide sürekli:
Kendini açıklamak,Kendini ispatlamak,Kendini toparlamak zorunda kalıyorsan…
Orada aşk değil,sürekli tetikte olma hâli vardır.
Ve sinir sistemi bunu sevgi sanmaz.
Yorgunluk sanır.
Bırakmak işte bu yüzden zor gelir.
Çünkü sadece bir insanı değil,bir ihtimali bırakırsın.
“Belki değişir.”“Belki bu sefer anlar.”“Belki biraz daha sabretsem…”
Ama iyileşmenin başladığı yer tam olarak şu sorudur:
“Bu hâliyle kalırsa, ben burada gerçekten iyi miyim?”
Bu soru rahatsız eder.Ama sis dağıtır.
Huzur bir ödül değildir.
Huzur aşkın bedeli değildir.Huzur fedakârlıkla kazanılan bir şey değildir.
Huzur bir standarttır.
Ve insan bunu gerçekten idrak ettiğinde,ilişkilere bakışı kökten değişir.
Artık mesele:
“Beni kaybeder mi?” olmaz.
“Mantıklı mı?”“Sağlıklı mı?”“Beni besliyor mu?” olur.
Bazı gidişler kaçış değildir.
Bazıları nihayet kendine sadık kalma anıdır.
Ve çoğu zaman en büyük kayıp,bir ilişkiyi bitirmek değil…
Kendini sürekli ertelediğin bir yerde fazla kalmaktır.
Çünkü bazı ayrılıklar gerçekten kaybetmek değildir.
Bazıları,nihayet kendini geri almaktır.
Eğer bu satırlar sana tanıdık geldiyse, belki mesele ilişki değil; içinde uzun zamandır susturduğun bir his olabilir.
Bazen konuşmak, gitmekten daha büyük bir adımdır.



Yorumlar